Posta Tarihi

Search

Salih Zeki Bey, son dönem Osmanlı bilim dünyasında derin izler bırakmış, bilimsel çalışmaları ve eğitimci yönüyle önemli eserlere imza atmıştır. Biz bu çalışmada onun bir başka yönü üzerinde durmaya çalışacağız. Salih Zeki Bey, bir Darüşşafakalı olan Salih Zeki, çağının bu önemli eğitim kurumunda yalnızca bir öğrenci olmakla yetinmemiş aynı zamanda burada ders veren bir öğretmen de  olmuştur. O da hemen hemen  tüm Darüşşafakalıların yaptığı gibi kendi okulunun bir parçası olmayı ömrünün sonuna dek sürdürmüştür.

1864’de İstanbul’da doğan Hasan Salih Zeki, 1882’de Darüşşafaka’dan mezun olup Fen Kaleminde göreve başlamıştır. 1883 yılında Paris’e gönderilen ilk memurlardandır. 1885’de İstanbul’a döndükten sonra, Fen Kalemi Mühendisliği, Mühendis Kalemi Müdür Muavinliği (Fen Kalemi ünvanı Mühendis kalemi olarak değiştirilmiştir), Muayene Komisyonu İkinci Reisliği gibi memuriyetlerde 13 yıl çalıştıktan sonra 1895’de İdareden ayrılarak Rasathane Müdürlüğüne tayin edilmiştir. Salih Zeki’nin bundan sonra eğitimle ilgilendiğini görüyoruz. Darüşşafaka’nın 6. Sınıflarına Cebr-i âlâ (Yüksek cebir) dersini vererek öğretmenlik hayatına başlamıştır. Bir çok, geometri ve fizik eserlerinden başka Asar-ı Bakiye ve Riyaziyat Kâmusu gibi iki büyük esere de imza atmıştır. Meşrutiyet’in ilanından sonra Maarif Meclisi Âzalığı, Galatasaray Müdürlüğü gibi önemli görevlerde bulunmuştur. 2 temmuz 1922’de vefat eden bu bilim ve fen adamı, yüksek bir geometri yazarıydı. Ölümünden sonra gazetelerde onun için makaleler yayınlanmıştır[1].

 

Salih Zeki’nin  “Ecnebi Postahaneleri” adlı makalesi 1908 yılı Eylül ayından itibaren Tanin gazetesinde dört kısım halinde yayınlanmıştır. Makalenin içeriğine geçmeden önce, yazıldığı dönemin siyasi ve düşünsel havasını şöyle bir hatırlamak yararlı olacaktır. Öncelikle o dönemde İttihat ve Terakki önderlerinin Meşrutiyet hareketinin başarı kazanmasından sonra giriştikleri değişim hareketi yeni yeni başlamaktadır. Ancak, Sultan Abdülhamit henüz tahtta bulunmaktadır ve bu yüzden yeni rejim yeterince güçlü değildir.  Bosna ve Hersek’in Avusturya tarafından ilhak edilmesi dönemin siyasi atmosferini birden bire değiştirmiş, Osmanlı topraklarının Rumeli’deki Osmanlı topraklarında kurulmuş olan yabancı posta büroları hakkında bir çok araştırmacı ve filatelist çalışma yapmıştır. Filatelistlerin araştırmaları genellikle, Levant Postahaneleri adıyla anılan Osmanlı topraklarında yabancılar tarafından işletilen posta bürolarının damga, mühür ve pullarıyla ilgili ayrıntılarda yoğunlaşmaktadır. Kimi filatelistler de ellerine geçen bazı belgeleri yayınlayarak arşivlerde bulunmayan bilgileri aktarmışlardır. Yabancı postalarından söz eden araştırmacılara gelince, bunların içinde gerçekten konunun uzmanı olarak nitelendirilebilecek isimler vardır. Örneğin, Türkiye’nin ilk ve en önemli posta uzmanlarından Mehmet Ali Bey, 1914 yılında yabancı Postalarla ilgili bir makaleyi Posta ve Telgraf Mecmuasında yayınlamıştır. Mehmet Ali Bey, yukarıda da belirttiğimiz gibi, aynı zamanda 1900 yılında toplanan Posta Islahat Komisyonun da bir üyesi olduğundan, o dönemde Yabancı Postalarının kaldırılması için gereken hukuki dayanaklarla teknik konuların yer aldığı dosyayı hazırlayanlardan biridir. Aynı şekilde, yine daha önce değindiğimiz gibi, Darüşşafaka’dan mezun olduktan sonra Paris Posta ve Telgraf Mektebinde eğitim görmüş olan Salih Zeki Bey’in 1908 Ekiminden itibaren Tanin gazetesinde yayınlanan çalışması da oldukça önemlidir. 1908 yılında Avusturya’nın, Bosna-Hersek’i ilhak ettiğini duyurmasıyla yeniden gündeme gelen yabancı postalar sorunu İbnüziya Ahmet Raşit tarafından İstişare Mecmuası’nda yayınlanan ve iki bölümden oluşan makalede de işlenmiştir. Tüm bu çalışmaların yanında dönemin basınında bir çok röportaj, haber, makale ve çeviriler yer almaktadır. 1908 yılında Avusturya’nın Bosna-Hersek’i ilhakı ile yabancı postalar arasında nasıl bir ilişki olduğu sorusu akla gelebilir. Bu sorunun yanıtı, Avusturya’nın Osmanlı Posta taşımacılığı konusundaki hakimiyet ve rekabetinde gizlidir.  Avusturya Postaları, Osmanlı Posta taşımacılık sistemine egemendir, çünkü, Osmanlı Postaları, Avusturya postalarından ne kadar kopmaya çalıştıysa da Avusturya ticari gemileri olmadan posta taşımacılığında yetersiz kalmışlardır. Bu yüzden uzun yıllar Avusturya Vapur Şirketleri ve özellikle de Lloyd, bir çok önemli liman kentinde bulunan acenteleri sayesinde Osmanlı Postalarının örgütlenme yetersizliğinden de yararlanarak taşımacılık yapmıştır. Avusturya Postaları Osmanlı Postalarının rakibidir, çünkü Osmanlı Postaları, hem Avusturya Postalarından yararlanmak zorundadır hem de onlardan kurtulma çabası içinde görülmektedir. Tek çare rekabettir ve rekabet için bir çok yöntem denenmiştir.


Osmanlı postalarının en büyük rakibi Avusturya’dır, sonra Rusya, Fransa ve İngiltere gelmektedir. Almanya ise, ancak 1870’lerde kendi birliğini sağladıktan sonra ciddi bir rakip olabilmiştir. İtalya ilk deneyimini 1880’lerde yapmış ve Trablusgarp’de açtığı bir postahaneyi Dünya Posta birliğine onaylatmayı başarmıştır. Yunanistan ve Mısır da Osmanlı topraklarında postahane açmışlarsa da çok uzun süre tutunamamışlardır. Yıllar süren mücadeleler sonunda ancak 1 Ekim 1914 tarihinden itibaren kapatılabilen Yabancı Posta büroları 30 Ekim 1918’de imzalanan Mondros Bırakışmasından sonra tekrar açılmaya başlamışlar, bu arada  daha önce şubesi olmayan  Polonya ve  1896’dan sonra bir süre çalışan Romanya Postaları da durumdan yararlanarak İstanbul’da  birer şube açmışlardır[2].

 

Salih Zeki Bey’in  Darüşşafakalı oluşu,  yabancı postalarını konu alan bir makale yazmak hususunda kendisine ayrı bir yön vermiştir. Çünkü Darüşşafaka kuruluşundan itibaren Osmanlı Posta ve Telgraf memurlarının yetiştirildiği bir okul olmuştur. Üstelik Salih Zeki Bey, bu okulu üstün bir dereceyle bitirmekle kalmamış,  aynı zamanda Paris’e gitmeğe ve eğitimini Posta ve Telgraf uzmanlığı konusunda ilerletmeye de hak kazanmış ve Paris Posta ve Telgraf Yüksek Mektebine giderek  ülkesine bir Posta ve Telgraf uzmanı olarak dönmüştür. Ülkeye döndükten bir süre sonra Posta ve Telgraf  İdaresi Fen Kaleminde çalışmaya başlamıştır. Bu yüzden Salih Zeki Bey’in ülke içinde ayrı birer hükûmet gibi çalışan yabancı konsoloslukların güdümündeki yabancı postalarına karşı oldukça bilinçli ve duyarlıdır. Kendisi gibi Darüşafaka’dan mezun olarak Paris’de eğitimlerini tamamlamış diğir arkadaşları ile birlikte yabancı postalarının kaldırılması konusunda çalışmalar yapmış ve Osmanlı Posta ve Telgraf örgütünün modern bir yapıya kavuşturulmasında önemli roller üstlenmiştir.Âli Paşa zamanından beri yabancı postaların kaldırılması konusunda yapılan tüm girişimler sonuçsuz kalmış, Abdülhamit döneminde ise yabancı postalarla savaşım daha farklı bir boyut kazanmıştır. Abdülhamit rejimi kendi posta örgütünü dizginlemek ve sıkı bir denetime tabi tutmanın yanı sıra ülkeye soktukları bin bir kaçak eşya, silah ve yayınla ülke için en önemli tehditlerden biri olarak görülmeye başlanmıştır. Bu yüzden öncelikle rekabet denenmiş, Osmanlı postaları yabancı postalarının kârlarını azaltmak için kendi taşıdığı mektuplarda büyük indirimler uygulamış, kaçak mektup taşınmasının önlenmesi için sert tedbirler almıştır.  Bunlardan istenen sonuç alınamayınca da Osmanlı postalarının 1317 ıslahatı adı altında giriştiği yeniden yapılanma hareketi yeni yetişen Osmanlı Posta uzmanlarının çalışmalarıyla ortaya konmuştur[3]. Bu ıslahatın sonucunda Osmanlı postaları daha modern bir yapıya kavuşmuştur. Ancak, tüm bu çabalara rağmen Abdülhamit döneminde yabancı postaların kaldırılması  mümkün olmamıştır.


II. Meşrutiyet dönemi başlarında yabancı postalar konusu yeniden gündeme gelmiştir.  Bu dönemde ilk açık kaldırma girişimi Avusturya’nın 1908 sonlarında Bosna-Hersek’i ilhak ettiğini ilan etmesinden sonra başlamış ve basının da desteği ile bir kamuoyu yaratılmaya çalışılmıştır. Bu arada ortaya çıkan Avusturya mallarını boykot hareketine Posta ve Telgraf Nezareti çalışanları da başlarındaki Avusturya yapımı fesleri atıp Hereke Fabrikasında üretilen kalpakları giyerek katılmışlardır[4].  Bu boykot[5], Osmanlı ülkesinde en yaygın posta örgütüne sahip olan Avusturya-Macaristan İmparatorluğunun postahanelerine mektup vermemek, Avusturya vapurlarıyla yolculuk yapmamak şeklinde daha da genişlemiştir. Olayların genişlemesiyle de gazete sütunlarında yabancı postalarının ülkedeki zararlarını anlatan yazılar ardı ardına çıkmaya başlamıştır. Bu yazılar dönemin zihniyetini mükemmel bir biçimde yansıtmaktadırlar. İşte daha önce sözünü ettiğimiz, Tanin gazetesinde dört kısım halinde yayınlanan ve Darüşşafaka Muallimlerinden Salih Zeki Bey tarafından kaleme alınan Ecnebi Postahaneleri[6], İstişare Mecmuasında İbnüzziya Ahmet Reşid tarafından yazılan  “Memleketimizde Ecnebi Postahaneleri”[7]  adlarını taşıyan makaleler bu ortamda yazılmıştır. Salih Zeki Bey yazısına yabancı postaların ülkeye verdikleri zararları sıralayarak başlamakta ve bunların kaldırılması için kamuoyunda bir bilincin oluşması gerektiğini ifade etmektedir. Ona göre, Osmanlı topraklarındaki yabancı postalarının kaldırılması için öncelikle bu postaları tercih eden Osmanlılar artık bunların zararının farkına vararak kendi postalarına güvenmek yolunu seçmelidirler


________________________________________
[1] M. İzzet, “Merhum Salih Zeki’  İkdam, 17, 18, 19 Ağustos 1921
[2] Ali Nusret Pulhan, Türk Pulları Katalogu, İstanbul, 1975, s. 969-970, Hüsnü Sadık Durukal, “Ecnebi Postalarının Türkiye’de İlgasının 50. Yıldönümü”, Yıllık, Gazetecilik Enstitüsü Dergisi, Sayı:3-4(28 Kasım 1963), Yıl: 1962-63, s. 21 vd. 
[3] Bu konuda bkz.  Tanju Demir, Türkiye’de Posta ve Telgraf ve Telefon Örgütünün Tarihsel Gelişimi (1840-1920) ( Yayınlanmamış Doktora Tezi), D.E.Ü. Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Ens., İzmir, 2001, s. 60 vd.
[4] İttihat ve Terakki, 17 Kânunuevvel 1908
[5] Avusturya boykotu konusunda bkz. Mehmet Emin Elmacı, Bosna Hersek’in Avusturya Tarafından İlhakı ve Doğurduğu Tepkiler (1908-1912),(Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi ), İzmir 1996
[6] Salih Zeki, “Ecnebi Postahaneleri”, Tanin, 18 Eylül 1324, 25 Eylül 1324, 6 Teşrinievvel 1324, 10 Teşrinievvel 1324
[7] İbnü’z-Ziya Ahmed Reşid, “Memleketimizde Ecnebi Postahaneleri”, İstişare, Sayı: 16-17 (İstanbul 1324), s.721-728; 769-774